DOĞRUSU DOKUNUYOR

DOĞRUSU DOKUNUYOR

 

 

Türk Tarih Kurumu Basımevi 1983 tarihli, Türk Dil Kurumu’nun sözlüğüne bir ihtimal diye göz attığımda, bedel sözcüğünün 4. anlamı olarak askerlik yapmamak ya da yapılacak süreyi kısaltmak isteyenlerin devlete ödedikleri para; 5. anlamı olarak da kendi yerine askerlik yapması için birini para ile tutmak olarak yazıldığını hayretle bulmuş oldum.

 

Bu sözlüğe yazıma başlamadan bir bakayım fikri benim yazmak istediğim tüm düşündüklerimi kafamdan bir anda silmeme neden oldu; ancak, insan aksi bir durumla karşılaştığı zaman da aklına pek çok soru ve neden geliyor.

 

Hani biz asker bir millettik! hani bizde askerliğini yapmayana kız vermezlerdi! Bu bedelli askerlik konusu 1983 de Türk Dil Kurumu’nun sözlüğüne takılmış, kim bilir daha önce kaç yılından beri sözlüklerde vardı da uygulandı, ya da uygulamaya açıktı da bizim haberimiz yokmuş. Gerçi dedem para ile askerlikten muaf olduğunu, ancak daha sonraki yıllarda çıkan bir kararla, daha kısa süreli askerliğini yaptığını, yatırdığı paranın da boşa gittiğini söylemişti de pek üzerinde durmamıştım. Demek ki bu uygulamalara devlet olarak pek de uzak değilmişiz; keza dayım da üniversite mezunlarına çıkan ilk kısa dönemde askerliğini yapmıştı. Şimdi de oğlum aradı, hesabı yapmış, kısa dönem askerlik yapsam ödenecek paranın tamamına yakınını zaten kazanıyorum, arabamı satar, keyfime bakarım dedi. Eh, oğlan da haklı!

 

Şimdi diyeceksiniz ki sizin sülalede herkes bir yolunu bulup askerlikten kurtulmak, ya da süreyi azaltmak için çalışıp durmuş; bu düşünce işte asıl beni, yazımın ana fikrine getiriyor. Hani derler ya, kanıma dokunuyor, işte tam öylesi bir durumdayım. Bütün sülalenin diyetini ödermiş gibi askerliğinizi komando asteğmen olarak güneydoğuda yapıyorsunuz, hazır kıta olarak nerede olay var, saldırı var, yakalama var koşturuyorsunuz, üstelik 1983 yılındaki ilk Irak harekatında ileri uç gözetleyicisi olarak 30 adamınızla Irak içlerinde Kandillerde görev yapıyorsunuz, adamlarınızı burnu dahi kanamadan ailelerine kavuşturuyorsunuz; doğrusu dokunuyor!

 

Yanlışlarla, zaruretleri bir kefeye koyarak dengelemeye çalışıyorsunuz, her ne kadar zaruretler, mantıki olarak ağırlığını ortaya koysa da, delikanlı gibi askerliğine yapan her Türk Gencine yine de doğrusu dokunuyordur. Belki de gülüp geçmek en iyisi diye düşünüyorsunuz, işin mizahi yönü, benim hizmetim kaç para ederdi? diye keyifleniyorsunuz.

 

Bundan gayrı askerlik dediğin nedir ki, gidip de dönmemek vardı, şimdi hiç dahi gitmemek. Şehit analarına, babalarına, yakınlarına, sevenlerine doğrusu dokunuyordur.

 

Hoş kalın, esen kalın,