Bedduadan kaçacağız

Arınç, Vakıflar Dergisi’nin 75. yılı dolayısıyla düzenlenen etkinlikte yaptığı konuşmada, Vakıflar Dergisi’nin 75. yılını kutlamanın basit bir olay gibi görülmemesi gerektiğini belirterek, hakemli bir dergi olan Vakıflar Dergisi’nin takdire değer olduğunu söyledi.

1938’de yayın hayatına başlayan derginin yayımına belli dönemlerde ara verildiğini anlatan Arınç, derginin 2004’ten beri aralıksız okurlarıyla buluştuğunu dile getirdi.

Geçmişte vakıflara hayat verenleri rahmetle andıklarını ifade eden Arınç, pek çok araştırmacı yazarın dergiye katkı sunduğunu, Türkiye’yi aydınlattığını vurguladı. Arınç, “Temenni ediyorum ki daha nice 75 yıllar Vakıflar Dergimiz yaşasın ve biz de onunla gurur duyalım” dedi.

Vakıfların dün ne kadar önemliyse bugün de o kadar önemli olduğuna dikkati çeken Arınç, eylül ayında İstanbul’da düzenlenen Dünya Vakıflar Konferansı’na dünyanın pek çok yerinden vakıf konusunda çalışan uzmanlaşmış toplulukların katıldığını hatırlattı. Katılımcıların Türkiye’deki vakıfların önemini bildiğine işaret eden Arınç, Vakıflar Genel Müdürlüğünün çalışmalarının takdirle takip edildiğini söyledi.

Batı’da vakıf kavramının biraz farklılaştığına işaret eden dile getiren Arınç, “Farklılaşan kavram içinde yine dünya barışına, demokrasiye hizmet eden, yoksullara yardım amaçlı kurulmuş pek çok vakıflar olduğu gibi dini amaçla kurulmuş vakıflar da hiç şüphesiz var ve onlar yüz binlerle ifade ediliyor. Pek çok şirketler kazançlarının büyük bir kısmını kurdukları vakıflara naklediyorlar, o vakıflar aracılığıyla hizmetlerine devam ediyorlar” diye konuştu.

“Bir medeniyet var ki onun adı, vakıf medeniyeti”

Türkiye’de de yeni vakıfların sayısının giderek arttığına dikkati çeken Arınç, vakıfların arasında vakfiyesindeki şartları tamamen yerine getirenlerin yanı sıra uykuya yatmış olan veya faaliyetlerini aksatanların da bulunduğunu söyledi. Vakıfların büyük bir kısmının kendi sermayeleri ve kazançları nispetinde amaçlarına uygun hizmetler yaptığını anlatan Arınç, şöyle devam etti:

“Biz, bunların başındayız. Bütün bunları temsil ediyoruz. Temsil ettiğimiz vakıflar adına kısmen Vakıflar Bankasındaki hisselerimizle ekonomik kalkınma içerisinde yer alıyoruz. Kısmen yine eğitim amaçlı vakıflarımızın desteği ile Bezmialem ve Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi gibi 2 tane üniversiteyi kuruyoruz. Onlarca fakültemiz, yüzlerce öğretim üyemiz var. Aynı zamanda binlerce insana, fakir ve yoksul olmak kaydıyla kuru erzak yardımından çocuklarına burs yardımına kadar pek çok sosyal ve hayır amaçlı işler yapıyoruz. Biz, çok bereketli bir kuruluşuz. Toplasanız, özel bütçemiz 500 milyonu geçmiyor. Ne kadar imkanımız varsa o kadar hizmet ediyoruz. genel bütçeden de bir kuruş almamak şartıyla… Buradaki bereketi vakfı düşünen insanların gönüllerindeki rıza ilahi olarak görmek lazım. Bu işin bereketi ihlastan ve samimiyetten geliyor. ‘Ben öyle bir hayır kurayım ki öldükten sonra bile sevabı devam etsin ve insanlar ondan yararlanmış olsunlar’ insanlar ve hatta pek çok mahlukat için vakıflar kuranların neler yapmış olduğunu bugün büyük bir hayretle hatta şaşkınlıkla takip edeceksiniz. Osmanlı medeniyeti, Selçuklu medeniyeti, beylikler, Cumhuriyet… Bunların hepsi gerçek ama bir medeniyet var ki onun adı, vakıf medeniyeti. O, bütün ihtişamıyla bugün ayakta duruyor. Bu medeniyetin bugün ülkemize sağladığı en gerçek, en büyük katkı kamu masrafı ile yapılacak pek çok şeyi gönüllü birliktelik ile veya elimizdeki kazançları hayra yönlendirmekle başarabiliyoruz.”

“Üniversitelerdeki öğrencilerimize de burs vermek üzereyiz”

Arınç, Vakıflar Genel Müdürlüğü olmasaydı, genel müdürlüğün yaptığı hayır hizmetlerini devletin yapması gerekeceğini belirterek, şunları söyledi:

“Mesela 2003’ten bu yana 4 bine yakın vakıf eserini ihya ettiğimizi, ayağa kaldırdığımızı, bizden sonraki nesillere de yaşayan bir varlık olarak devredeceğimizi düşünün. Peki, bu 10 yılda bu kadar iş için ayırdığımız yatırım miktarı ne kadar? 3 katrilyondan aşağı değil. Biz, bunlara 3 katrilyonluk bir kaynağı ayırmışız, kendi imkanlarımızla. Uzun süreli kirala ama restore et ve yap işlet devret. Akarsa hukuku farklı, hayratsa hukuku farklı… 3 katrilyondan bahsediyorum. bir yatırım bütçesi içerisinde 3 katrilyon büyük bir yer tutar. Belki 100 bine yakın insana istihdam sağladık. Belki bundan kaynaklanan pek çok kültür ve turizm buradan istifade etmiş oldu. Verdiğimiz burs sayısı 10 binleri, 100 binleri aşıyor, bu 10 yıl içeresinde. Şimdi üniversitelerdeki öğrencilerimize de burs vermek üzereyiz. Onların da kriterleri kondu.”

“5 hizmet edersek Allah bereketini veriyor, 50 yapıyor”

Vakıfları daha da zenginleştirmek, nemalarını çoğaltmak ve daha çok hayır yapmak üzere yeni projeler üzerinde çalışıldığını ifade eden Arınç, “Eski vakıflardan bize kalan ve şimdi de liman işletmeciliği yaptığımızı biliyor muydunuz? Artık limanımız da var. Sadece Ayvalık’taki işletmemiz değil, Taşdelen işletmemiz değil, biz bugün Allah izin verirse petrol ticareti bile yapmayı düşünüyoruz. Yapacağız inşallah. Yani vakıflara tanınan imkanlardan çok iyi istifade etmeliyiz ki ne kadar gelirimiz olursa o kadar da giderimiz olsun” diye konuştu.

“Ne kadar ekmek, o kadar köfte” sözünü anımsatan Arınç, “Bizim vakıf gelirimiz ne kadarsa biz o kadar hizmet edeceğiz ama 5 hizmet edersek Allah bereketini veriyor, 50 yapıyor. Buna da sinerji derler. 2 kere 2 4’tür ama işin içerisine bereket girerse 5 olur, 6 olur, 7 olur. Kurban olduğum Allah verdikçe verir, bereket olur. Vakıflar böyle bir şey. Bak gene bu cümleyi kullandım. Bu sefer başka bir amaçla kullandım. Vakıflar böyle, her şeyi yapacağız inşallah.”

“Bedduadan kaçacağız”

Vakıflar Bankasındaki hisseleri, “Daha çok nasıl gelir getirebiliriz” üzerine bina edeceklerine işaret eden Arınç, Vakıflar Genel Müdürlüğünün diğer kurum ve kuruluşlardan farklı olduğunu vurguladı. Arınç, “Her vakfın bir vakfiyesi varr. Onun içerisinde bir duası vardır, bir de bedduası vardır. Duasına sahip çıkacağız, bedduasından korkacağız. Vakıf bedduasından bahsediyorum canım, başkaları aklınıza gelmesin. Bedduadan kaçacağız” diye konuştu.

Arınç, İstanbul’da Bölge Müdürü’nün, Büyükşehir Belediyesi ile bir türlü anlaşamadığını ve “Böyle yapmayın, bu vakfiyeye aykırıdır” diye yazdığını anlatarak, Büyükşehir Belediyesinin dediğini yapacağı sırada Bölge Müdürü’nün “Yapmayın, diye bu kadar konuştuk sizinle artık yapacak bir şey kalmadı. Ekte size iki nüsha beddua gönderiyorum. Vakıf bedduası. Alın, bunu okuyun, bundan sonra ne yaparsanız yapın” diye yazdığını aktardı.

Fatih Sultan Mehmet’in Taşlık semtindeki 136 gayrimenkulu vakfettiğini anlatan Arınç, bu kapsamda her sokağa biri hastabakıcı biri doktor olmak üzere tayin edilen iki kişinin her kapıyı çalarak evdeki hastalara baktığını söyledi. Biri kömür külü, biri kireç taşıyan iki kişinin sokakları dolaşarak çirkin şeylerin üzerini hastalık olmasın diye örttüklerini beliriten Arınç, “Şu kadar yüzyıl evvel kurulan vakfın şu estetiğine bakın, insahların sağlık ve sıhhati için neler düşünüldüğüne bakın. Bizim medeniyetimizde sağlığın korunması önemliydi. Hasta olduktan sonra tedavi etmek ayrı birşey ama maharet, hastalanmamak için gerekli şartları hazırlamaktır” dedi.

Prof. Dr. Saffet Solak’ın “Frengi mikrobu, Avrupa’da şu tarihte çıktı, bize 350 yıl sonra gelebildi” dediğini anımsatan Arınç, “Şimdi bir yerde bir şey çıksa yarım saat sonra bizde görülüyor. Hıfzısıhha üzerine çok çalışmamız ve bu amaçlı kurulan vakıflarımızı ihya etmemiz lazım” diye konuştu.

arinc-311